Ekim 16, 2011

sıradanlık treni

Dışarda yağmur yağıyor.. Bütün yağmur kafiyeleri gece vardiyasında..
Yine yollardayım.. Silecekler son hızda açık, görüş mesafesi kısa ve gece zifri karanlık..
Gözlerimi kısıp yola odaklanmışım. En yakın zamanda sanayiye uğrayıp sileceklerin lastiklerini değiştirmeliyim, diye geçiyor içimden.. Sesleri olmasa önümdeki varlıklarını bile unutacağım.. Tıpkı benden istenen ve beklenen gibi.. Yalnızca dayatılan hedefe doğru yola çıkıp, burnumun ucundakini görmeden, farketmeden yaşayacağım..
Sıradanlık treninine yüklenilmek istenen bir 'sürü' yolcuyuz, Orhan Veli'nin "bir garip Orhan Veliyim" dediği istasyona uğramayan tarifsiz kederlere yolculuk halindeyiz. Bize sunulan yaşam hedeflerine ulaşabilmek için bize sunulanları giyip, yiyip, görmekteyiz. Maruz kaldığımız on binlerce reklam arasından özdeşim kurabildiğimizi cebimize koyup, hayallerimize bile reklam arası vermekteyiz..
Oysa biliyoruz,unut(turul)uyoruz;sıradanlık treni hep erken gelir, hiç gecikmez. Kapasitesinden hep daha fazla yolcuyu alır ve hep beklenenden hızlı gider.
Seyir halindeyken hem yolu hem burnunun dibini görmenin bir yolu olmalı diye düşünüyorum .. Kendime doğru yol almanın marşı olsun diye silecekleri yaptırmamaya karar veriyorum..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder