yine yollar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yine yollar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Kasım 27, 2011

eskiden..

Bir ömür üstü açık kalmış bir çocuktu coşkum..
Çok üşümüş, büzüşmüş ve titrek..

Ekim 16, 2011

sıradanlık treni

Dışarda yağmur yağıyor.. Bütün yağmur kafiyeleri gece vardiyasında..
Yine yollardayım.. Silecekler son hızda açık, görüş mesafesi kısa ve gece zifri karanlık..
Gözlerimi kısıp yola odaklanmışım. En yakın zamanda sanayiye uğrayıp sileceklerin lastiklerini değiştirmeliyim, diye geçiyor içimden.. Sesleri olmasa önümdeki varlıklarını bile unutacağım.. Tıpkı benden istenen ve beklenen gibi.. Yalnızca dayatılan hedefe doğru yola çıkıp, burnumun ucundakini görmeden, farketmeden yaşayacağım..
Sıradanlık treninine yüklenilmek istenen bir 'sürü' yolcuyuz, Orhan Veli'nin "bir garip Orhan Veliyim" dediği istasyona uğramayan tarifsiz kederlere yolculuk halindeyiz. Bize sunulan yaşam hedeflerine ulaşabilmek için bize sunulanları giyip, yiyip, görmekteyiz. Maruz kaldığımız on binlerce reklam arasından özdeşim kurabildiğimizi cebimize koyup, hayallerimize bile reklam arası vermekteyiz..
Oysa biliyoruz,unut(turul)uyoruz;sıradanlık treni hep erken gelir, hiç gecikmez. Kapasitesinden hep daha fazla yolcuyu alır ve hep beklenenden hızlı gider.
Seyir halindeyken hem yolu hem burnunun dibini görmenin bir yolu olmalı diye düşünüyorum .. Kendime doğru yol almanın marşı olsun diye silecekleri yaptırmamaya karar veriyorum..

Mayıs 22, 2011

yolda..

Ben varmayı değil, gitmeyi seviyorum dediğimizde aslolan yolda olabilmektir....
Yolda olmak, belli bir hıza sahip olmayı gerektirir.. Yani, bir sürerlilik halidir.. Cama yaslanan başla, sakin bir hayatın içinden hızla akıp gitmek demektir..
Aksi durumda adı "yolda kalmak" olur ki, onu kimse sevmemektedir..

Mayıs 25, 2010

kağıttan..

Kağıttan bir gemiyim ben, denize sevdalı..
Eskiden sorsanız, maviye, derdim. Ama öğrendim artık renk ahenk yaşamanın tadını..         
Gider dururum uçsuz bucaksız denizde; bir karış boyumla fersah fersah yol alırım.
Eskiden olsa, varmak için gidiyorum derdim. Ama öğrendim artık, aslolanın yolculuk olduğunu..
Kağıttan kanatlarımla bir başıma meydan okurum dalgaya, fırtınaya, hortuma..
Küçücük elleriyle yağan yağmura dost, bembeyaz gülümserken bulutların ardındaki güneşe,
düşüm, ıslansam da, meydan okuyup alaboraya; yol olmaktır tüm renklere, düşlere...

Şubat 14, 2010

bağbozumu coşkusu

Ben,sana geldim ve bir bir kurşuna dizildi sorular, kaygılar, sulu sepken yağan kar...
Bir bağbozumu coşkusu geldi oturdu yüreğimizin en gözalıcı yerine...Gözlerim, sığmadı yüreğime ..
Tüm tuşlarıyla dokunurken yaşama, sesin hep ilk günkü gibi ilkbahardı..
Şimdi, sanma ki bu gemi beni senden uzaklara taşıyor..
Gün, senin refakatinle devam ederken; yollar ömrümün filminde giderek bir figüran oluyor..

Ocak 17, 2010

varmak istemek..


Ne çok yol gittim, tekerlekler, beni döndü senelerdir..
Ne cam kenarları, ne yağmur damlaları, ne  istasyonlar geldi geçti..
Başım cama yaslı; gözüm yollarda, kurgusal bir gerçeklik gibi akıp gitti dünya  cama vuran her damlada..
Ruhum gidişlere sevdalı, kalmak ve ait olmak yoksulu kalbim; yalnızca yollarda attı..
Sen, içimin gülen yüzü...
Sen, bir kaşif gibi adım adım yürüdüğüm yolların özü..
Anladım:
İnsan, yolardayken varmak da istermiş..İnsan kendini yalnızca sevdiğine ait hissedermiş..
Şimdi, senden giderek uzaklaşan bu kara otobüsünde, yüreğimin camda değil anda oluşu, gitmelerin bitmesindenmiş..

Ocak 10, 2010

yine yollardan..


Şimdi ben gidiyorum..
Yüzümdeki huzur, senin hatıran; içimin denizine ilk defa dalga dalga yayılan..
Ceplerim, çocukluğumun rengarenk şekerleri tadında bir coşkuyla dolu...
Bir geminin kafiyeleriyle uzaklaşıyor otobüs, karaya doğru...
Martılar çığlık çığlık peşine düşerken geminin..
Şimdi ben gidiyorum da...
Biliyorsun ben nereye gitsem, biraz sana gelirim..

Ocak 08, 2010

otobüsten


...Dışarıya bakıyorum.otobüsün ışığından dışarıdaki karanlığı seçmem zor olsa da, ışıklı caddelerden geçerken insanları seyrediyorum.. yığınlar halinde bir yerden bir yere koşturan -ama sürekli koşturan- insancıkları.. Çoğunun suratı asık, maske üstüne maske takınmış yüzler; kış için hazırlık yapan karıncalar gibi kapkara bir lekeye dönüşüp sürü halinde koşturuyorlar;içlerindekini görmeden..(...)
Gözüm muavine takıldı. Kırlaşmaya başlamış saçları darmadağınıktı. Tek dağınıklık bu olsa iyi, adam büyük bir faciadan son anda kaçıp kurtularak, hareket etmeye hazırlanan bu otobüse yardım dileyerek atlamış gibiydi. Bir gözü kendine ve çevresine yabancıyken, diğeri ev sahibesi edasıyla süzüyordu çevresini. “Su ister misiniz?” diye sorduğunda bile bir gözü sesle irkildi, bu tonun kendine ait olup olmadığını düşündü. Yaşamda kendine yer edinmeye çalışan diğer göz sahiplendi sesi. Yatıştırdı bütün bedenin paniğini. Kimi insanlar yabancıdır ya kendine. Kendi ömrüne tutsak yaşanır birçok ömür. Yanımızdaki, yakınımızdakinin isteklerine göre şekillenen görüşlerimiz yönetir bizi. Hangi rengi sevdiğimizden, kimi dinlemekten keyif aldığımıza, yumurtayı nasıl tercih ettiğimize, nerede yaşayıp, nereye gömülmek istediğimize kadar açılır yabancılaşma perdesi.
Bazen anne babamız, bazen çocuğumuz, öğretmenimiz, eşimiz, dostumuz, komşumuz alır ellerine ömür atının iplerini. Elimize bir türlü geçmeyen kendi iplerimiz kukla eder bizi kendi sahnemizde. Bu yüzdendir ki, kazara ipler elimize geçse; ne yapacağımızı bilemez, ya çok sıkar, ya da çok serbest bırakırız.
Dengeyi sağlayabilecek kadar ev sahipliği yapmamışızdır kendimize....(...)