sor'gu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sor'gu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Haziran 08, 2016

matematik yanılıyor olamaz

Payda büyüdükçe, pay küçülür diyor matematik..
Ne kadar çok şeye bölünürsen, sana düşen payı o kadar azalır hayatın..
 
Bir çocuk gülümsemesi, dalların hışırtısı, kuşların sabah şarkısı, bir yerden başka bir yere kendinden büyük kırıntıyı taşımaya çalışan karıncanın  uğraşı, yağmurla ıslanmış toprağın kokusu, burnunun camdaki buğusu.. senin gün kadrajına giremiyorsa;
delicesine kendinden ve hayallerinden kaçmak için hızla tüketiyorsan yaşamı..
her yere kendinden, özünden önce varıyorsan..
ve hep geride tamamlanamamışlık ve yarım kalmışlık izini bırakıyorsan
 
salyangoz zamanı gelmiştir zamanın. An'ı yakalamanın ve paydayı azaltmanın..
 
(matematik yanılıyor olamaz, öyle değil mi?)
 
Kalbimi artık salyangozlara, balıkçı motorlarına, yel değirmenlerine ve çocuk neşesine açmanın; ama en çok kendine varmaların zamanı gelmiş demektir..
 
im olsun: yeni bir evresi başlıyor yaşamımın.

Mayıs 21, 2011

aşka düşmek...

Başa çıkmak,üstesinden gelmek anlamında kullanılan bir deyim.. Açıklamasında bile "üst" sözcüğü vurgulanıyor..
Ayağa düşmek; müşterilere ayak seviyesinde satış yapılan işporta tezgahlarından hareketle; statü sembolü bir ürünün, çok yaygınlaşmasıyla bu özelliğini yitirmesi anlamında kullanılıyor.. Dolayısıyla bir ürün yerden ne kadar yüksekteyse, o kadar değerle satılıyor..
Ne garip bir ironi ki, aşk yükselmekle değil, düşmekle anlatılıyor..
O çok sevdiğimiz Melekler Şehri'nden dünyaya "düşen" Seth'in sözlerini anımsayalım:
"Ann: Ne oldu sana böyle?
 Seth: Düştüm, aşka düştüm.."
Sonuçta, doktora gitmenin bile "çıkmak" eylemiyle anlatıldığı dilimde,aşk bir düşüş eylemi olarak kalıyor..
Özdemir Asaf'ın sesi, düşene dost oluyor:
"türkiye’de istanbul ne ise
istanbul’da gece ne ise
gecede yürümek ne ise,
yürürken düşünmek ne ise,
seni unutamamacasına düşünmek ne ise,
unutmamanın anlamı ne ise,
seni sevmek ne ise,
saklayayım, yok söyleyeyim derken
birden aşka düşmek ne ise.
herneyse..."

Nisan 26, 2011

neden?

Sevgi deyince kalbini tuttu çocuk.. Onca klişe, ne de çabuk geçiyordu körpecik beyinlere..
Kadın düşündü,"sevgi" neden kalpte?
Bulduğu yanıtla gülümsedi.
Beyin, hareketsiz bir kütleydi.. Kalbin atışını an be an bizimleydi..

Nisan 25, 2011

karışmak..alışmak..

Oysa ki rakının suyla buluşması ne sorgusuz ..
Rengini ve tadını yitirmekten korkusuz...
Ne kadar uğraşırsak uğraşalım, döküldüğümüz kabın şeklini alıyoruz..Hayat bu kadar şiirken, neden gereklilik kipinde yaşıyoruz?

Aralık 14, 2010

ilişik..

 Üstüme dikilen elbise,
yüzüme iliştirilen maske..büyük ya da küçük, ne fark eder..
Bana gülmeyen güneş, kaç arşın eder?.

Aralık 11, 2010

yıllık hesap ekstresi..

Yine aralık..
Yeni bir yıl daha yaklaşıyor..
Eskiyen yıla aralanan bir kapı gibi, yılın son ayı..İsmini de ordan almakta belki..
Yine başladı bende bir geçmiş yıl muhasebesi..Üflenen her mumla bir dilek dileyenler bilir; yeni bir yılın başlangıcı da, bıkmadan/usanmadan yeniden başlamaya bir bahanedir.. Yaşam bakiyelerinin kontrol edildiği yılbaşları da bir hesap gününe dönüşüverir..Evdeki ve çarşıdaki hesap(lar) birbirine tuttu mu, tutmadı mı; devreden bir beklenti, bir plan kaldı mı kalmadı mı?
İşte bütün bir yıl, şeref trübünün önünden geçiyor.. Yürüyüş uzun, yürüyüş kararlı adımlarla ilerliyor..
Geriye dönüp baktığımda yüzüme bir gülümseme, içime bir serinleme yayılıyor..
Çünkü kendime verdiğim sözü tuttum..
Sıfır'dan korkmadan, yenibaştan "bir" oldum..

Aralık 06, 2010

göçmen kuş..

Sizi bilmem ama beni, kesin leylekler getirdi..
Bu kadar göçebeliği, başka nasıl anlatabilirim ki..

Kasım 29, 2010

Öteki

Toplumun öğrenilen zorbalığı oluşturuyor ilkin "öteki"yi..
Sürüden olmaya bir övgü belki de kendimizden farklı olanı dışlamamızın ana nedeni .. Kendimiz olamadığımız, akıntıya karşı koyamadığımız için başkalaştığımız hayatları biraz daha bol etme, farklının alanını daraltma işi..
Ben,sen,o,biz, siz ve diğerleri..
Bazen büyüğü,küçüğü, çalışkanı, tembeli; bazen de  zengini, fakiri, engellisi, koyu renklisi; bizden olmayan hep "öteki"si..

Kasım 19, 2010

yazmak üzerine..

Ben ne zaman kan(a)sam, yazmak sardı yaralarımı..
Yazmak, kurak iklimler ortasında şen bir ormanı solumaktı..
Herkese yakın, kendine uzak İletişim çağı vesvesinden uzakta; kendini tekrar yaratmaktı..
Yazmak, özümden uzakta akıp giden evrene karşı koymaktı..
İyi ki var/dı, ben ne zaman düş'sem o, yaramı öpen anne dudağıydı.. 

Kasım 09, 2010

denge..

nereye koydun da unuttun açılmaz dediğin kapıların anahtarını..
hayat, tek ayakla süremeyeceğin  bir bisiklet,
dengeli çevirmelisin pedallarını..

Temmuz 29, 2010

öneri:))

Kırmızı ışıkta beklerken daha sarı ışıkta kornaya basarak öndekileri "uyandırdığını sanan" duyuları herkesten güçlü(!) insanların psikolojilerini, incelemeye değer buluyorum...
Üzerinde çalışılacak bir konu olarak tüm psikoloji alemine öneriyorum..

Temmuz 28, 2010

ara'da

Sıcakla soğuk arası ılık..
Siyahla beyaz arası gri..
İçeriyle dışarı arası araf..
İşte ılık bir grilikteyim,
Arafta, gitmekle kalmanın eşiğindeyim..
Çömelmiş, öylece bekliyorum.
Çömelmek de oturmakla kalkmanın arası değil mi?
İnsan, çömelerek ne kadar durabilir ki?
.....
Bir banka oturmuş, bekliyorum..
Otobüsün durağa yanaşmasını, güneşin batmasını, ezanın okunmasını, yağmurun yağmasını, bir şiirin usulca kendini yazmasını, beklenenin ufukta görünmesini ya da ne bileyim “fasulyanın pişmesini”..
Banklar da koltukla beton arası değil mi?
İnsan bir bankta ne kadar uzun oturabilir ki?

Temmuz 27, 2010

doğa'l

Birden bir sis bastı ortalığı..
Kim kapattı içimin ışıklarını?

Temmuz 16, 2010

hızla eriyen insanlar..

Sıcakla karşı karşıya kalmış bir buz kütlesi gibi, boyutunu yitiriyor insanlar..
Her şey hızla şekil ve yer değiştiriyor..
Gün içinde kendimi, başladığım yer burası mıydı, diye sorarken buluyorum.. Uğruna kaçak zamanlar kovaladığım, ağladığım, uğraştığım insanlar bunlar mıydı?..
Hızla eriyen bir buz kütlesinin sulusepken dalgalarıyla yol alırken günde, sel altında kalmış ekinlere üzülmüyorum.. Su, çekildikten sonra belli olacak,biliyorum; onlar gerçekten burda mıydı?
Yaşamımın bir noktasına dokunmuşlar mıydı?

Temmuz 12, 2010

sor(g)ular ..

Yere saçılan boncuklar gibi dağılmış doğrular ortasında, birlikte yürüdüğüm dostlara baktım..
Herkes "saçılmış bir nar gibi" kendi kırgınlıklarının parçalarını topluyordu..
Sanki bir oyun'du hayat, öyle görüyorduk..
Oyunun en çekilmez yerinde "Tamam artık, ben oynamıyorum.." deyip bırakabileceğimizi, gördüğümüzü beğenmediğimizde zarı tekrar atabileceğimizi sanıyorduk..
Yaşamın bir oyun olmadığını; seçtiklerimizin  yalnızca işimiz-eşimiz-şehrimiz olmadığını, bir yaşamı seçtiğimizi fark ettiğimizde hayallerimizle yaşam arasına sorumluluk duvarları çoktan örülmüştü. Bu, kendini duvarlar arkasından yaşamaya, aslına değil yansımaya bakmaya alışmak demekti..
Bir otobüs gelmişti, geleceğe götürüyordu.. Yorgun olanlarımız vardı; bindiler..
Ayaklarındaki dermanı ve heybelerindeki hayalleri yoklayıp "Ben biraz daha yürüyeceğim." diyenler devam etti kendilerine çıktıkları yolculuğa.. Kimi var'dı kim bilir, kimileri de attıkları adımlara rağmen hep geride kaldı..
Geride kalmak neydi, sonra iyi, güzel, doğru...
Herkesin iyisi kendineydi.. Kiminin gerisi, kimine ileriydi..
Birinin içinden çıkmaya çalıştığı duvarları süslüyordu hayallerinde, bir diğeri..

Temmuz 01, 2010

avaz avaz

Sordu kendine..
İnsanın gidecek yerinin olmaması mı, kalacak yerinin olmaması mı daha ağırdı?
İçindeki ses "Kalmayacaksan, gitmenin ne anlamı kaldı?" diye avaz avaz bağırdı..

yok muydu?

Ağır adımlarla  çıktı yokuşu..Nefes nefese durdu.. 
Çömeldi, oturdu oracığa.. Tırnaklarını geçirdi toprağa.. Tırnak aralarına toprak doldu..
Hayat hep ne kadar zordu.. Şu yaşam denilen yolda düzlük yok muydu?

Haziran 30, 2010

inanmasam da..

Keçi boynuzu gibi bir şeydir aşk, demişti biri..
Bir damla bal için, koca koçanı kemirdikten sonra uzaklara dalarsın..
Ne balın tadına varırsın, ne de adamakıllı doyarsın..
Yalnızca kendi kuyruğunun peşinde, kendini yorarsın...

Haziran 14, 2010

ipli özgürlük..

Terziler, kıyafeti kişinin üstüne göre diker, kumaşı ona uygun hale getirir..
Halbuki toplum, diktiği giysilere göre şekillendirir insanları..
Belki de bu yüzdendir provasızdır yaşam ve mutlak giyilir, üstümüze otursa da oturmasa da..
Peki ama kanatlar ne işe yarar, kukla ipleri varsa?