hükümsüzdür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hükümsüzdür etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Temmuz 19, 2012

terliklerim..

Sabah; bu güne değil de ilkgençliğimin bir sabahına uyanış..Kayahan çalıyor teypte: Alınma Ağlıyorsam.. Teypte, milyon kere sarmış ve aynı kere çatalın arka ucuyla yerine dolanmış bir kasetin zamana meydan okuyuşu çalıyor..
Mutfakta kahvaltı hazırlıyorum.. Annem az sonra elinde pazar çantasıyla, ter içinde geliyor.. Çayın tıkırtısı ve yapılan akıtmanın kokusu, yüzünü yıkıyor sanki; dışarının kirinden pasından.. Anne anne gülümsüyor. Pazar çantasından ille yer elması çıkıyor: "Mina sever"..
Cennetin içindeki evin bahçesinde çay kaşığı şıkırtıları içinde tadından yenmez bir ilkgençlik sabahı..
Elbet biliyorum ki aynı günün gecesinde dışarı çıkma izni alamayan ruhum,ablamın yardımıyla odamızın penceresinden ev terlikleriyle ilk aşkına koşacak.. Kucak dolusu sarılışa, ağız dolusu gülüş eşlik ederken; yağmur da duramayacak sulusepken ıslatacak sırılsıklamları, çırılçıplak korkusuzları..
Evet, korkusuzların yağmuru yağacak her bir kareye zerre zerre..
Ne zaman ki korkmayı öğrendik,
Ne zaman ki giyindik, sevdiğimize giderken; terliklerimiz evde kaldı..
O gün büyüdük...

Mayıs 22, 2011

kanatsız güvercin..

Yüzünden keder eksik olmayan adam,bir aynanın önünde durmuşsun; gülümsüyorsun.. Ya da gülümsüyorMUŞ GİBİ yapıyorsun.. Onca şık elbise kendilikleri örtmüş, ne makyajlar eksikleri kapatmış, ne şarkılar iç seslerinizi susturmuş..
Ama gözlerin, batmak üzere olan bir gemiden avaz avaz susarak beyaz bayrak sallıyor.. Gözlerin kanatsız bir çift güvercin.. Maviliklere dalıyor ama uçamıyor..

Temmuz 29, 2010

milyon kez son nefes..

Yanmayı beklemek, yanmaktan daha sıcak..
Yaşanması gereken ille yaşanacak!.
O zaman hızla geçmeli zaman ve insan kendini zehirlememeli..
Birazdan asılacak bir mahkumun son dakikalarını sayarken, milyon kez son nefesini vermesi gibi..

Mart 01, 2010

ağır bedel..

Aslında tüm bir yaşam olması istenen gibi değil,olmasını istediğimiz gibi olmalıdır.
Bunun bedeli ağır olabilir; ama hiçbir bedel, başkasının yaşamını yaşamaktan daha ağır değildir...

Şubat 02, 2010

bir biz...

O çok sevdiğimiz filmi seyretmiştik Setbaşı Köprüsü'nün yanındaki o garip sinema salonunda.. Film bittiğinde herkes alalacele çıkarken biz, beyaz perdede donmuş olan karede ve çalan müzikte kalmıştık..
Bizi kimse bu kadar sevmemiş, biz kimsenin olmamıştık.. Yaralarımıza sarılır gibi birbirimize sarılmıştık.. Herkes çıkıp gitmişti, makinist filmi bitirmişti..Yerde ezilmiş patlamış mısırlar ve kola kutuları, kalakalmıştık, ömrümüzün en çözümsüz çizgisinde..
Dışarıda köprüden aşağıya bakarken tüttürdüğümüz sigaranın dumanı bile ağırdı, yapışkandı, üstümüzde kaldı..
Bizse hiçbir yere sığmayan ve ait olamayandık..
Ne kadar geçti üzerinden; filmin, şarkının, yapışkan sigara dumanının..
Ama biz boş bir sinema salonu gibi yaşadık... Herkes gitti, tüketilmiş her şeyle ve yaralarımızla bir biz kaldık..

Kasım 29, 2009

bir'lik

Adam kadına dedi ki: "Bana güzel bir şey söyle."
Kadın usulca fısıldadı kehaneti:
"Birlikte öleceğiz, birlikte yaşayamasak bile..."

Kasım 10, 2009

geleceğe..

yorgun düşme/uyu düşümde...

Ekim 20, 2009

ben, sen(le)

Ben senle küçük bir çocuğun dondurma sevinci gözlerini,
Ben senle "yeniden dünyaya gelsem şunu yapmadan ölmezdim" kararlılığındaki tüm renkleri sevdim..
Güneş henüz batıyordu denizin üzerine.. Akşam vapurları bir bir evlerine taşıyordu insanları.. O vapurlardan birinde kanat kanat sana geliyordum. Sonra ben limanda durdum, sen bana doğru on adım attın, gözlerin çocuk bahçesi gibi çığlık çığlık.. Ellerin tuttuğunda içimin yaramaz çocuğunu.. ben senle düşebilmeyi sevdim en kırılgan yerinde düşlerin...
Sonra günler günlere eklendi, suskunluğun en derin kuyusundan kafanı uzatıp" seninle ben, sabretmeyi öğrendim.." dediğinde kaldırıp en çığırtkan hüzünleri bir bir, ilk otobüsle sana geldim. Ben kendime gelir gibi sana gelmeyi sevdim..
Tarih yazıyordu an be an uzak sevdaları.. Ne türküler yakılıyor, ne şiirler diziliyordu. Şehirlerden İstanbul'du, anlardan "bunu yaşamadan ölemem."dediklerimden.. Mısra mısra teslimdim..Tarihin tüm şiirlerine, şiirlerin tumturaklı şehrine ve kendime... Ben sende İstanbul'u sevdim...

Ekim 13, 2009

sırrı dökülmüş bir aynanın önünde

Hızla akıp giden zamanın içinde yerlere saçılan bilyeler gibi dağınık koşturuyorsun..
Durup da aynaya bakacak, denizin derinine dalacak vakti değil cesareti bulamıyorsun..
Yoğunluklarını ardı ardına sıralayışın ve hızla savruluşun bundan.. Kendini dinlememek için kulak verdiğin ritmler, kendini görmemek için baktığın sığ denizler bundan.. Sırrı dökülmüş bir aynanın tam önünde gözlerin ve yüreğin kapalı nefes nefese kalışın da..
Havanın zifrinde girdiğin evin ve odanın patlayan ampulü bir rastlantı değil.. Karanlığı seviyorsun sen.. Aydınlıkta görmeyi istemediğin, yüzleşmeyi seç(e)mediğin bir sen daha var senden içre..
Çiçek çiçek göçüşün bundan..
Çığlık çığlığa zamanların dilsiz küçük çocuğu, gelme artık ardımdan..
İnsan önce "kalma"yı bilmeli gitmeleri bildiği kadar..

Eylül 26, 2009

yol arkadaşlarım

Hassas bir tartı yaşamlarımızı tartmakta, yorgunuz..
Her birimiz bir köşede kendi iç sıkıntılarımızı emziriyoruz. Yaşam, akıp giden bir şey olmaktan çıkalı epey vakit olmuş.. Kendi gölgesinden korkan ağaçlar gibi durmaksızın kendimize sarınıyoruz.Kalabalıkta saklayabildiğimiz ruh üşümeleri, ufacık bir kuytulukta yakamıza yapışıyor..
Oysa biz ağız dolusu gülerdik her şeye, umut ederdik.. Severdik, gölü yalnız göl olduğu için.. Giderdik, belki de yalnız dönmek olduğu için..
Komşu kabilelerin çocuklarıydık, birbirimize görünmez iplerle bağlıydık.. Susmalarımızla bile en çok konuşmalardan daha çok şey anlatırdık..
Şimdi, yağmur damlalarının pıt pıt indiği cama, aksimiz birlikte yansımasa da, biliyoruz. okyanusu oluşturan su damlaları gibi, birlikteliğin bazen ayrı ayrı olmayı gerektirdiğini..